Zikir Cesitleri

Zikir ve Zikrullah Nedir, Kaç Türlü Zikir Vardır?

Zikir lûgatte; anmak, hatırlamak, yâd etmek manalarınadır.

Tasavvuf ıstılâhında ise zikirAllâh’ı anmak ve hatırlamak, O’nu unutmamak ve gaflet halinde olmamak demektir.

Bir başka ifadeyle zikir; „Allah“ lafza-i celâlini veya „Lâ ilâhe illallâh“ kelime-i tevhidini söylemek, sıkça tekrarlamaktır.

Keza zikir; tasavvuf erbabının belli mefhum ve terkipleri muayyen zamanlarda, belirtilen sayıda ve anlatılıp öğretilen âdapla her gün düzenli olarak gerek dil ve gerekse kalple söylemeleri, yerine getirmeleridir.

Zikir muhabbet-sevgi alâmeti ve eseridir… „Bir şeyi seven onu çokça anar„, Dervişin fikri neyse zikri de odur“ gibi hikmetli sözler, bunu anlatmaktadır.

Sık sık sevdiklerimizi hatırlayıp, onları anmak, iyiliklerini ve güzelliklerini başkalarına da anlatmak isteriz. İçimizden, onların meziyetlerini bir bir sayıp dökmek, dilimizden hiç düşürmemek gelir. Kalbimizdeki sevginin terennümünü dile getirirken, bunu başkalarının da duymasını ve bize ortak olmasını isteriz.

İşte, sevginin-muhabbetin bir tezâhürü olan hatırlamak, anmak, anlatmak, yâd etmek zikir kelimesi-mefhumu zımnında toplanmıştır.

Mahlûkat ve mevcudât içerisinde zikirden uzak bir varlık düşünülemez. İstisnasız hepsi; âlemlerin yegâne hâlikı, sahibi-mâliki, zikredilmeye lâyık olan Rabb‚lerini kendi dillerince-hallerince zikredip tesbih ederler. Nitekim bir âyet-i celilede, “Hiçbir şey yoktur ki, Allâh’ı tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız”(1) buyuruluyor.
***

Varlık âleminin tamamını içine alan zikirden, gâyet tabii ki insanı tecrid etmek mümkün değildir. O da diğer varlıklar gibi, her şeyiyle muhtaç ve bağlı olduğu

. Her an muhtaç olduğumuz şeyleri bize meccânen ikrâm ve ihsân eden, bizi hiçbir zaman unutmayan Allâh’ı zikretmek, insanın en mühim vazifelerinden bir tanesidir.

İnsan burada, rahat zamanda Rabb‚ini daima zikrederse, muhakkak ki Allah Teâlâ da onun darda kaldığı, muhtaç olduğu zamanda imdâdına yetişecek, rahmet rüzgârlarını gönderecek, yalnız ve çaresiz bırakmayacaktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim‚de şöyle buyurmuştur:

“Siz beni zikredin ki, ben de sizi yâd edeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.”(2) 
***

İKİ TÜRLÜ ZİKİR VARDIR

1. Zikr-i cehrî,

2. Zikr-i hafî.

Zikr-i cehrî yani alenî zikir, dille ve sesli olarak (sadece kendisinin işitebileceği tarzda) yapılan zikirdir. Dille-sesli yapılan zikri esas alan tarikatlare, cehrî tarikat denir.

Zikr-i hafî ise gizli yapılan zikirdir. Buna zikr-i kalbî de denir. Kalbî zikirde dil dahil hiçbir aza müdahil değildir, hareketsizdir; mezkûru (Allah’ı) sadece kalp zikreder. O kalp de bildiğimiz kan dolaşımını temin eden yürek değil, onun içinde keyfiyetsiz/şekilsiz olarak mevcut olan, Âlem-i Emr‚e bağlı ve onun bir enmûzeci/misali bulunan manevi kalptir. Kalbi zikreden zâkir, kalbinin „Allah-Allah-Allah…“ dediğini işitir.

Kalbî zikirle meşgul olan kişi, zikredilenden (Allah’tan) başka her şeyden geçer… O’ndan başka hiçbir şeyi hatırlamaz. Şayet başka şeyler kalbine gelecek-girecek olursa, derhal zikri bırakıp rabıtayla mâsivâyı attıktan sonra ancak zikre devam eder, edebilir. (3)
***

Mutlak zikir her hâlükârda yapılabilirse de, usûl ve âdâbına uygun kalbî zikir için öncelikle zikre hazırlık babında yapılması gereken hususlar vardır ki, bunları da, o zikre mezûn (ehil) olan kişi zaten bilir ve yerine getirir. Bununla birlikte o yapılması gereken şeyleri maddeler halinde şöyle hulasa edebiliriz:

a) Tam bir taharet-temizlik-abdest… Yani kişinin gerek şahsı ve gerekse zikirde bulunacağı mahallin temizliği şart…

b) Ayrıca zikir mekânının tenha olması, kalbi meşgul edecek her türlü dış tesirlerden olabildiğince uzak bulunması gerekir.

c) Vesâtat-ı aliyye (mürşidi ve silsilesi) ile irtibatı temin için, bir Fatiha üç İhlâs-ı şerif okuyup onların mübarek ruhlarına hediye

d) Zikrin mahalli olan kalbin temizliği için istiğfar

e) Yine zikre hazırlık için kalbin salavât-ı şerifeyle süslenmesi

f) Allah’tan gayri her şeyi (mâsivâyı) unutup kalbin zikredecek kıvama gelebilmesi içinbelli bir süre râbıta

g) Sonrasında da zikir.
***

ZİKRİN YERİ VE ZAMANI

Zikrin yeri burasıdır, yani içinde yaşadğımız bu âlem… Zamanı da bize verilen ömürle sınırlıdır; öldükten sonra zikirle meşgul olmak imkânsız. Her şey gibi zikir de, zamanında ve zemininde yapılırsa makbul… Yoksa, hiçbir fayda temin etmiyor.

Nakşibendi Tarikatı Menzil Şeyhi Gavs Sani k.s hz.lerinin zikir hakkindaki Sohbetin de

Kalbin gıdası zikirdir. Günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. Kalbini diriltmek ve beslemek isteyen kimse Yüce Allah’ın zikrini çok yapmalıdır. Günah işleyenler, kalplerini zayıflatıp şeytanı kuvvetlendirmiş olurlar. Şeytanı kuvvetli olanın dini zayıf olur. Onun için haramlardan uzak durmalıdır

Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kur?an okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder.?

Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar, sonra ölür.

Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur. Haramlar ve işlenen günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir. Rabbü?l-Alemin:

(Dikkat edin, uyanık olun; kalpler ancak Allah?ın zikriyle huzur bulur,)* buyurmuştur.? Ra’d 28

Yüce Allah’i zikre devam ediniz.Zikir çekerken uyanik olunuz.Allah zikrini kalbinizin içine yerlestiriniz. Zikir kalbe yerlesince siz istemesenizde kalp Yüce Allah’i zikreder.Midenizi düsünün;o,siz istemesiniz de kendi isini görür.Siz uyurken bile işine devam eder.Içine zikir yerleşen kalp de böyledir.”

Zikr cekmeyen sofi avamdir. Naksi listesine sadece zikir* ceken sofiler yazilir.

*Nefis nefy isbat ile müslüman olur.

Sofiler bize dünya sikayeti ediyorlar.Ama bir sofi gelip zikr ile soru sormuyor.

Dünya dertleri hep gafletten geliyor. Zikri sürekli cekin,günahlara meyl etmeyin. Yoksa zikr uzar gider.”

Gavs hz.lerine bir sofi gelip “Zikrimi cekemiyorum “deyince mübarek celalleniyor. Mübarek* yok hastayim,yok yapamiyorum gibi dertlerin zikre mani olmadigini buyurmus ve her türlüsünün gafletten meydana geldigini buyurmus. Illaki zikri cekmek gerektigini buyurmustur.

Gavs – ı Sânî –

Hazretleri, Divan’daki görevlilere ve korumalara buyurmuşlar;

Virdinizi çekmezseniz, 100 sene de hizmet etseniz; işe yaramaz.”

Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır. bunlardan birini yapan

kapımızın önündedir.İkisini yapanın eli elimizdedir.Üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın.”

Gavs-i Sani (k.s) virdi şöyle anlatmış:

Düşünün sobayı nasıl ki soba yanar sonra sobayı temızlemesseniz ne olur  bilirmisiniz der sobayı yakmaya kalkarsanız soba tıkanır dumanı gerı teper  o zaman buğulursunuz zehirlenir ölürsünüz Gavs (k.s) devam edıyor virdi  cekmesenız kalbe Allah cc nuru gelmez Allahın nurunun gelmedigi kalp ne olur olur Allah cc anmayan kalp olur ve Allah’ın nuru Kalbine girmez o zaman kalbe seytanın vesvesesı girer Allahı unutmaya kadar gider, virdınızı çekin gafletsız dıyor sonra gavs-ı Sani hz. gıdın hesap verın gorevlılere der. 

Gavs-ı Sani Hz.lerinin vird üzerine yaptığı sohbetin bir kısmını

Siz hastasınız ve bir doktora gittiniz.Doktor sizin hastalığınıza iyi gelecek bir ilaç tavsiye etti.

Bu ilacı alırsanız iyileşeceksiniz.Ancak ilacı almıyorsunuz ve hastalık da geçmiyor.

Vird kalbin ilacıdır, eğer gafletsiz çekilirse lezzet alınır ve derdinize derman olur. Vird gaflet ile

çekilirse bitmek bilmez.İnsan bir an önce kalkmak ister, sıkıntı basar.

Allah dan başka bir şeyi vird esnasında düşünmek gafletdir.Gaflet ise şeytandandır.

Bu yolu bitirmek lazımdır”

Şöyle bir soru soruldu;

Efendim, biz virdi gafletsiz çekmek istiyoruz ama olmuyor”. Cevaben buyurdular ki;

Çok çalışmak lazımdır, virde başlandığında bir kerede çekmek gerekir. Vird esnasında sadece Allah’ı düşünmek gerekir”

Tarîk-ı Nakşibendiye’nin Şeyhlerin den Süleyman Hilmi Silistrevî (k.s.) hazretleri, bu hususu beyan sadedinde buyurmuşlardır ki: „Kıyamet gününde mahşerin dehşetinden, herkes orada zikretmeye başlar… Melâike-yi kirâm da onlara, ‚Zikrin yeri geçti; o, dünyada olacaktı!‘ derler.“

Velhâsıl, unutmayan unutulmayacaktır; ne dünyada, ne de ukbâda… Unutan ise, unutulmaya mahkûmdur; hem de hatırlanmaya en çok muhtaç olduğu anda…

***

Yapmakla mükellef bulunduğumuz ibâdetlerin edâsı için bazılarında zaman, bazılarında hem zamanhem de mekân şartı olduğu halde, mutlak zikir için belli bir zaman ve belli mekân bahis mevzuu değildir.

Mutlak zikrin ne muayyen bir zamanı, ne de husûsi bir mekânı vardır. Her yerde, her zaman ve –tâbiri câizse– her pozisyonda yapılabir. Nitekim bu husus Kur‘ân-ı Kerim‚de,“Onlar (mü’minler), ayakta dururken, otururken, yanları üzerinde yatarken hep Allâh’ı zikrederler…”(4) diye beyan olunmaktadır.

DİPNOTLAR
(1) Kur’ân-ı Kerim, İsrâ sûresi, 17/44.
(2) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/52.
(3) Serrâc, Ebû Nasr, el-Luma’, Kahire, 1960, s. 290; Kuşeyrî, Abdülkerim b. Havâzin, er-Risâle, Kahire, 1966, s. 464; Gazâli, Ebû Muhammed b. Muhammed, İhyâu Ulûmiddîn, Kahire 1339, 1, 301; Tehênvî, Muhammed b. Ali, Keşşâf-ı Istılâhât-ı Fünûn, İstanbul, 1318, 1, 563; Risâle-i Kibrît-i ahmer, li-Muharririhî, Şirket-i Mürettibiyye Matbaası, yyyy. s. 5.
(4) Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmrân sûresi, 3/191.